Anket

Çanakkale Çimenlik Kalesi – 2

Efenim Çimenlik Kalesi ile ilgili iki sene evvel yazmış olduğum yazının pek rağbet (!) görmesinden mütevellit yazıyı yazdıktan sonra değişen durumdan bahsetmem gerekliliğinin farkına vardır. Bu değişim Nusret Mayın gemisidir.

Efenim daha öncesinde maket halinde olan gemi aslına uygun olarak Gölcük tersanesinde yapılıp Çimenlik Kalesi’nin ziyaretçilerine sunulmuştur. Gemiden içeri girdiğinde – gemi diyorum fakat devasa bir şey beklemeyin :)- Çanakkale Boğaz Savaşları video olarak izletilmektedir. Daha sonra alt kata inip askerlerin kamaralarını, yattığı yerleri, revirini, komutanların çalışma odalarını görebilirsiniz. Üçüncü kısma geçtiğinizde sizi bir çok tablo bekliyor. Gemi içerisinde fotoğraf çekmek yasak ama güvertede sadece bir taneye müsade var :)

Biri finaller başlıyor mu dedi?

16 yıldır okuyorum da ne oluyor sorularına değinmeden direk konuya giriş yapmaya çalişiciğim efenim.

İnternette dolanırken bu resmi görünce epey beğenmiştim şimdi de aklıma gelince dedim ki bari resmi paylaşmak için bir iki bir şey karalayayım. 16  yılla doğru orantılı olarak artan tembelik ve tabiri caizse genişlik katsayım artık tavan yapmış bulunmakta. 3. kareyle anlatılan bendeniz o halimde bile “amaan ölecek halim yok ya çalışacam diye” derim yani kendimde o potansiyeli kinetiğe dönüştürerek iş yapma enerjisini görüyorum . Derim de eğer şartlar lehime dönerse -çıkmadık candan ümit kesilmez- 1. karede yine bendeniz olacağım işte onu diyorum o tetiğe nasıl basiciğim? :D

Mezuniyet yemeği kostümüydü, yıllığa girmiş bulunmuş olmanın vermiş olduğu geç kalmışlık hissiydi, mezuniyet(!) zımbırtısıydı, çenesi gevşek bir dostun başlattığı ve zincirleme tepkime şeklinde ilerleyerek beni tarifsiz duygular ve düşünceler içinde bırakan olaylar silsilesiydi, iyice sarpa saran alan çalışmasıydı…

Tüm bunların üstüne bir de sevgili babacığım biricik semizotcuklarımı şaşırtıp daha önce şaşırttığımız kekikleri, fesleğenleri tekrar şaşırtıp seyreltmiş. Ki o kadar da demiştim:

Ama yine hiç etkili olmamış bu çıkışım. :(

Pek sevgili babacığım;

Eve elimde tohumluklar ve “kekik, reyhan, fesleğen, biberiye” tohumlarıyla geldiğim günü hatırlıyorum da “Her şey bitti şimdi de buna mı merak saldın?” demiştin elimdeki tohumlara küçümser gözle bakarken.

İlk ekimimi yaptığımda “Bunlar çıkmaz, burada olmazlar.” şeklinde bir öngörüde bulunmuştun.

Senden “domates, biber, maydanoz, roka, salatalık” tohumları aldığımda “Ben zaten bunları yetiştiriyorum, ne gerek var şimdi senin yapmana. Ziraatçı olsan kesin başka şeylerle uğraşırdın.” şeklinde değerlendirmiştin durumu.

Tohum ekimi, şaşırtması, fide yetiştirme hakkında internette yaptığım bilimum araştırmayı pek gereksiz görerek “Bunlar öyle kitaptan öğrenilmez, ziraatçılara baksaydılar köylüler aç kalırdı. Bir seferinde fındığa don vurmuştu, ziraatçılar da fındık kendine gelmez sökün tekrar dikin demişti köylü dinleseydi kaç sene mahsul alamazlardı. Seneye fındık öyle bir verdi ki hepsi şaşırdı kaldı. Yaa bunlar kitaplarda yazmaz.” diyerek kitap sevgini dile getirmiştin.

Bardaklara yaptığım streç filmli  “kara lahana, semiz otu, dere otu, tere, biber, ıspanak” ekimimi pek bir gereksiz görmüştün.

Hele kara lahanın fidesi satılıyorken tohumdan ekmek pek bir manasızdı sana göre.

Ama ince biber ekmem faydalı bir uğraşıydı çünkü turşusu çok güzel oluyordu.

Semiz otu sulak yerlerde olurdu, balkonda ne işi vardı. Çimlenmezdi çimlense bile büyümezdi.

Neyi şaşırtacaksam önceden söylemeliydim zira balkondaki toprağı öyle gereksiz yere harcamaya lüzum yoktu. Balkon zaten domates, salatalık doluydu.

Senin domates ve salatalıkların üzerlerine hiç düşmediğin halde benimkilerden daha gelişmişti fakat atladığın bir şey vardı ki şaşırtma yapılınca benim fidelerim daha hızlı büyüyorlardı.

Kısacası ben bir sürü farklı tohumla, yaptığım bir ton araştırmayla, denediğim yeni yöntemlerle, verdiğim emekle gereksiz bir uğraşı içerisindeydim.

Baba hiiiç kusura bakma ama bu kadar zaman içinde tüm bu tepkilerin, yaptıklarımı yan gözle süzmelerin heep göstermelikmiş ben dün bunu anladım. Semiz otlarımı benden habersiz şaşırtmana gerçekten çok içerledim hele bir de diğer şaşırttıklarımızı da seyreklemişsin. İnsan bir evladını bekler. 2-3 günde bir fotoğraflarını çekip, gelişimlerini inceleyen, atacağı her adımından önce bilgi alt yapısı oluşturan bendenizin bu kadarına da hakkı vardı.

Amaa tüm bunlar bir şeyi kanıtladı ki: Ben seni geçtim. Ho ho ho :D

O kadar laf ettiğin bitkiciklerimi şaşırtmak için evin arkasından toprak alıp balkona taşıman, semiz otlarımdan özellikle uzak durmanı belirttiğim halde benim yoğunluğumu fırsat bilip onları kendin şaşırtman, diğerlerini seyrekleştirmen… Sen de haklısın tabi bu kadar güzel bitkilere kimse hayır diyemez. Aa yoo teşekküre gerek yok, yaşım itibariyle ben yeniliklere daha açığım olur böyle şeyler. Haa tabi bir sürü olan tohumlarımdan bir dahaki sene sana tabi ki ödünç verebilirim.

Hahahah baba kabul et bu defa sen kaybettin ben kazandım. Hem de daha önce tecrübem olmayan bir konuda. ;)

 

Vörtpiress niden beeen?

Blog alemine dalalı 2, internette takılalı da 9 yıl oldu. Bu yıllarda blog işini nasıl kaçırdığımızı anlamadık hala, bunun muhasebesini yapıyoruz da benim sorunum bu değil. 9 yıllık mazimiz olmasına rağmen internette her bir şeye yorum yapan, forumlarda popüler olan bir insan hiç olmadım, olamadım. Normal hayatta nasılsam sanal alemde de öyle oldum yani ikiyüzlü takılmadım :) . (İlk zamanlar milleti msn’de işletmemi ayrı tutuyorum çocukluk işte :p ) Neyse gel zaman git zaman artık buraların yerlisi olunca ve blog sahibi olunca anladım ki insan yazısına yorum gelmeyince kendini duvara konuşuyormuş gibi hissediyor. İş bu sebeple ben de kendi kendime dedim ki tamamdır artık başka sevdiğin yazılara, beğendiğin bloglara yorum yapmanın zamanı geldi de geçiyor. Biraz da çekinerek ilk yorumlarımı yaptım dediğim gibi gerçek hayatta da yeni ortamlara hemen uyum sağlayamadığımdan kelli bu yorum işini de sindire sindire yapıyor daha çok sessiz okuyucu modunda takılıyordum. Ama tam zincirimi kırmış yorum yazmak için kendimi hazır hissediyorken yorum yapamaz oldum.

Vörtpiress niiden beeeeen? Nideeeeen? Ne yaptım ben sana? Yorum yapamamamın sebebi bu sefer ben değil Vörtpiress’in ta kendisiydi. İlk başta kendi bloguma yaptığım yorumları spam olarak işaretledi sustum ama şimdi kendi blogum dışındaki bloglara yorum yapamıyorum. Yorumumu yazıyorum, yolluyorum ekran yazının başına gidiyor ben sürükleyerek tekrar yorumun olduğu yere getirdiğimde kocaman bir boşlukla karşılaşıyorum. Sanki o kadar yazıyı havaya yazdım; dedim belki spam olarak işaretliyordur güvenilirsuratliiisik’a yorum yazdım bak bakalım dedim baktı baktı bulamadıı. Yok Vörtpiress yarıldı içine girdiler sanki Hay adı batasıca Vörtpiress. Ağlamaklı gözlerle Gugıl’a sordum cevabını bulamadı. Yoksa tedavisi olmayan bir hastalığa mı yakalandım…

Ne sanal alemde ne de gerçek hayatta küfürün küsünü bilmem hiç hazzettmem tanıyanlar bilir. +18′miş -bilmem kaçmış hiç işim olmaz tiksinti duyarım hatta. Eee geriye ne kaldı reklam mı? Reklamını yapacak bir şeyim olsaydı yapardım belki yalan yok şimdi, ama reklam yapacak herhangi bir şirketim ya da ürünüm yok ki.  Tipimi mi beğenmedin Vörtpiress, mail adresim mi tarzın değil, ya da kullanıcı adım mı sana hitap etmiyor? Nedir derdin böyle kaçak savaşmak sana yakışmıyor derdin neyse gel yüzüme söyle. Çıkışta görüşeceeeezz senle Vörtpiress…

Bitli gül

Gülümü aldığımda ne kadar da heyecanlanmıştım. Yediveren olmasına gerek yok bir kerecik açsın o bile yeter diye düşünmüştüm. Gidip gelip büyüyüp büyümediğini kontrol etmiştim. Gövdesinde tomurcuk aramıştım. Yapraklarından reçel, dalından fırça yapma hayali kurmuştum.
“Gül gül dedi bülbül güle, gül gülmedi gitti
Bülbül güle, gül bülbüle yar olmadı gitti”
beytini hatırlamıştım.

Epeydir gülümün yanına uğramadığımdan arkamdan işler çevirmiş bir takım bitler. Faesko verdi acı haberi: “Gülün bitlendi galiba.” dedi. İlk etapta konduramadım tabi, öyle üzerinde bir iki böcek vardır falan sandım.


Fakat bugün dört gözle beklediğim tomurcuğumu da üzerindeki bit kolonisini de gördüm.


Bunlar nasıl bit ki kanatları bile var. Kanatları görünce hemen bir iki adım geri seğirttim, ne olur ne olmaz…


Gövdenin belli bir kısmından yukarısı böceklenmiş.


Bu da ıspanağım. Daha büyüyemeden bitlendi arkadaş.

Başka gidecek bitki bulamadınız mı? diye sorarak elime sopa alıp bitleri kovalamak istesem de bunun bir sonuç vermeyeceğinin farkındayım. Ya da “aaaay nasıl olur da benim bitkilerim bitlenir” şeklinde bir tepki versem ordan biri çıkıp gelecek “Sanki sen ömrü hayatında hiç bitlenmedin?” diyecek, lafım ağzımda kalacak. Ondan girmiyorum hiç o toplara. Ee tabi ben de okula giden her çocuk gibi bitlendim, annem kükürtlü sabunla bir güzel yıkadı kafamı bit mit kalmadı. Peki ben bitkilerimi neyle yıkayacağım söyle bakıyım?
Bir gün bir köy okulunda bitlenen öğrencilerimle geçireceğim günler çoook uzaklarda duradursun hepsinden önce gülüm bitlendi bile…

Bitlere teslim olacak halim yok ya, oturduğum yerden ilaç araştırdım ve şu sonuçlara ulaştım.

“Yaprak bitleri, ben sizin ciğerinizi bilirim. Şimdi dağılın.” demek için bunu okumalı.

“Bitkime kimyasal değmesin yok mu şöyle doğal şeyler?” cevabı için şunu okumalı.

“Peki bu doğal ilaçları nasıl kullanacağımı da merak ediyorum.” sonuç için onu okumalı.

Şu an tarif 2,5 ve 6′ ya yoğunlaşmış durumdayım. Üçünden birini yapıp en yakın zamanda denemeyi düşünüyorum.

Bunlar tamam da bitleri gördükten sonra oluşan kaşıntı ve üzerinde böcek yürüyormuş hissinin ilacı nedir? :s

  • 12 Mayıs
Bardaklar da çimlendi. Daha doğrusu ben minik filizleri Mayıs’ın 12 sinde fark ettim. Nedense fotoğrafını çekmemişim çimlenen biberlerin. Her ne kadar minicik hallerinin fotoğrafı olmasa da aşağıdaki fotoğrafları dün çektim. Bu bardakların dibine delik açmamıştım, su birikmiş üstünde. Peki ne yapmam lazıııııım? Eveeet hemen diplerine delik açmam lazım.


Çimlenmeyen tohum toprağın üstüne çıkmış. -Kırmızı olan-

  • Uzunca bir zaman sonra


Streç filmin muhafaza ettiği nemli ortam sayesinde diğerlerine fark atarak erken çimlenen biber tohumları büyümelerine devam ediyor.


Tere tohumlarını ektiğim bardaktan bir sürpriz çıktı: Tek tohum iki farklı yaprak. Bu konuda biraz araştırma mı yapmalıyım yoksa her şeyi zamana mı bırakmalıyım?


Babam kendi domates, salatalıklarını ıslatırken benim bitkilerimi es geçmemiş. Tabi benim gibi fısfısdı, narin sulamaydı gibi şeylere pek takılmadığından olsa gerek semiz otlarım boyunlarını epey bir bükmüşlerdi. Bugün baktım da yine toparlanmışlar.


Kara lahanam kendisi hakkındaki planlarımı bir bilse… Yaprakları değil de… Ben asıl çiçek saplarının peşindeyim. :)


Ispanağın alttan şerit gibi uzanan yaprakları pek enteresan, hiç tahmin etmezdim.


Kekikler şaşırtmadan sonra epey boy attı.


Fesleğenciklerim neden sararmış? Oysa daha besinli toprakları var artık. :/


Kekikleri bir bir şaşırtırken Reyhancıklarım araya kaynadı. Sekonder yaprakları çıkmayanları bile şaşırttığımızı fark ettiğimde artık çok geç olmuştu. :/ Bir çoğu bir yaprak daha çıkaramadan soldu gitti. :(

  • 5 Mayıs

Şaşırtma yapmadan önce tohumlukların son hali:

Stoklardaki toprağın tükendiğini sandığımdan şaşırtmayı sürekli erteliyordum. Meğer iş sandığımdan farklıymış, toprak da varmış saksı da. Ee ne duruyoruz şaşırtma yapsak ya!

 Keki, kek kalıbından çıkarmak için önce kalıbın kenarı bıçakla dönülür ya, işte aynı yöntemi küçük bir tornavida yardımıyla rokaları tohumluktan çıkarmak için kullandık.


Rokalar tohumluktan çıktıklarında böyle gözüküyorlardı.

Babam sürekli rokanın çok arsız olduğunu toprağa atıp üstüne bassan bile kökleneceğini, köklerinin de çok derinde olacağını söyleyip duruyordu. Haklıymış.

Kekiklerde başından beri demet halinde olduklarından onları da beraber çıkardık. Fakat sadece bir tohumluktakini topluca çıkardık. Diğer tohumluklarda büyüklerini aradan çekip çıkardık.


Toplu halde çıkardığımız kekikleri köklerine zarar vermeden ayıkladık.


Önce böyle bir yuva açtık sonra da fideleri bu yuvalara yerleştirdik. Tabi hepsini yerleştirdikten sonra can suyunu vermeyi unutmadık.


Bunlar da şaşırttığımız fesleğenler.


Kekiklerin yeni evlerindeki ilk fotoğrafı.


Reyhanları unutur muyuz hiç?


5 ve 6 numaralı tohumluktan da iki salatalık fidesi şaşırttık.


Şaşırtmadan sonra bir çok yuva boş kaldı. Artık seneye kısmet. :)

  • 6 Mayıs

Tohumluklardakiler şaşırtma zamanına gelir de diğerleri boş mu durur? Tabi ki hayır. Onlar da yavaş yavaş büyüyorlar.


Bezelyeler boyuna gidiyor.


Ispanak tohumları birbirine yaklaştı.


Tere bezelyeleri geçmek konusunda ısrarlı.


Semiz otları pek narin.


Kara lahana sarma olacağı günü dört gözle bekliyor gibi. :p


Veee diğer iki bardaktaki tohumlar tembel tembel su içe dursun streç filmli bardaktaki biber tohumları çimlendi de büyüdü bile.

  • 7-8 Mayıs

Bir kaç gündür yağan yağmur sayesinde sulama yapmıyorum. Bitkiler de kendi hallerinde büyüyorlar. :)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 155 other followers