Etiketler

, , ,

Sözlerime kitabın önsözünü yazan N.Ahmet ÖZALP sözleriyle başlamak istiyorum:

“Kısaca söylersek, Esrarnâme, geleneksel masal anlatım biçim ve yöntemlerinden yararlanılarak yazılmış çağdaş bir roman; uzun bir aradan sonra yapılmış özgün bir deneme.

Aycın’ın bu denemesinin gereken ilgiyi göreceğini, Esrarnâme’nin Muhayyelât ve A’mâk-ı Hayâl gibi tek ü tenha kalmayacağını ummak, her şeye karşın, aşırı bir beklenti olmayacaktır.”

Masal içinde masal, rüya içinde rüya… Keloğlan ve Safoğlan yanlarında ömrü yetene kadar derviş babayla kah bir eşkiya masalında kah bir dere kenarında seyahat ederken masaldan Hinoğlan’la Bönoğlan, Zebella harami, Cinoğlan’la Perikız, Çobanla Oğlu, Gelinle Kızı, Nur nine, Zembillli ihtiyar, Meydancılar, Meydancıbaşları, Zıkkım içenler, yere bakan ahali, biz her şeyi biliriz diyen adam, Hamamcı, Fakir baba, Deryalar devi, Cimcimekız, Demirci baba, Çömez de geçmiş.

Masal nerede, ne zaman geçmiş muamma.

Ama her şey Keloğlan’ın başından geçmiş.

Her şey başladığı yerde bitmiş.

Her şey bakmasını bilen için değil de görmesini bilen içinmiş.

Ve bu kitap da her güzel şey gibi bir çırpıda okunup bitmiş.

Bitmiş de önemli olan bitişler değil başlangıçlarmış.

Değil mi ki bu dünyada bir başlangıç için vakti zamanı gelince bitecek.

“Gördüğünü gördün görmediğini göremedin; gördüğüne takılıp kaldın da göremediğini anlayamadın.”