Etiketler

, ,

Başlamak bitirmenin yarısıdır derler, yeni bir haftaya başlamanın yolu vee  aynı zamanda okullarımızın düz giden yolu pazartesinden geçiyor.

O tatil rehavetine alışmışları, akşam yatmaz sabah kalkmazları, okulun adını dahi unutmuşları, kendini bilgisiyar oyunlarında kaybetmişleri, kalk çalış denilmeden gayet rahat yaşandığını öğrenenleri, denizin içinden çıkmayanları, evin içine girmeyenleri, ağaçlardan inmeyenleri, evcilik oynamaktan başka iş yapmayanları, top peşinde koşanları, internetten çıkmayanları, saçını sakalını uzatan bir de üstüne boyayan erkekleri, henüz fazlalıklarını verememiş kızları, yaz tatili ödevlerini yapmayı unutmuş olanları, tatilini henüz plandığı şekilde yaşayamamış olanları… acımasızca en gafil anlarında yakalamayı bekleyen bir pazartesinden bahsediyoruz.

Kimisinde iki kimisinde bir gün kimisinde ise haftalar önce başlayan karnın içten gıdıklanması sonucu, ağrı şeklinde kendisi gösteren bir belirtiyle pazartesi sendromuna yakalandığımızı anlayabilir akabinde gelen diğer belirtilerin de tutmasıyla artık emin olabiliriz. Okulu ya da onunla ilgili herhangi bir şeyleri düşününce bu ağrı kalbe doğru atılım gösterip, boğazda hafif tahriş duygusu uyandırır. Bu tahriş  duygusunun tetiklediği kusma isteğiyle gelişen sancı birden mide duvarlarında yoğunlaşır ve ortaya tam olarak neresinin ağrıdığını kestirememiş zaten bunu düşünmekten ziyade karanlık hayallerde boğulmuş bir birey çıkar.

Bir belirsizliğin de habercisidir pazartesi sendromu; kişiden kişiye durumdan duruma değişiklik gösterir.

Yeni gelen hocalar nasıl acaba, ders programı bu sefer güzel olsa, acaba o hoca dersimize gelecek mi, berkecan beni farkedecek mi, nazlı bana pas verir mi, müdür değişti mi, yeni müdür kim oldu acaba, sınıf öğretmenimiz kim olacak bu sene, sınıf başkanı ben olmalıyım, bu sene dersler zor mu… gibi sorunlarla ilk ve orta öğretim öğrencileri boğuşurken yüksek öğretim de sorunlar daha değişiktir; ayy bu hoca yoklamaya önem verir mi, notu bol mudur, acaba o hoca da dersimize tekrar gelecek mi, yurtta oda arkadaşlarım nasıl olacak, ve özel sorunlar… eğer ilk senenizse; okula kaçta gitmeliyim, ders programını nereden öğreneceğim, dersler hep anfide di mi, çimlerin üzerinde yayılıp oturmak süper oluyordur herhalde,  parmak kaldırıp mı konuşacağız, ama bu dersin biri 10’da bitiyor diğeri de 10’da başlıyor ne olacak… gibi yazmaya üşendiğim soru ve sorunlarla boğuşursunuz.

Hele ilk sınavınız pazartesi erken bir saatteyse bu sendroma girmek için ortam kendiliğinden oluşur.  Burdan tüm yetkililere sesleniyorum; ilköğretim 1. sınıfların 1 hafta erkenden okula başlaması çok güzel bir adımdı. Şimdi bizim için de bir şeyler yapın; ne bileyim televizyonda bu konularla ilgili eğlenceli her türden zevke sahip öğrencinin izleyebileceği belgeseller yayınlatın; belediye, okula 1 hafta kaldı, son 2 gün eksiklerinizi giderin gibi anonslar yapsın ya da günün belirli saatlerinde okul yolu düz gider, daha dün annemizin kollarında koşarken şarkılarını çalsın. Yollarda, köşe başlarında konusunun uzmanı PDR’ciler tarafından hazırlanmış el ilanları dağıtılsın. Yani artık bir şeyler yapılsın, somut adımlar atılsın.

Son söz yerine; ders sonunda değil de neden ders başında bu çocukların bu tür sendromlara ve sıkıntılara girdikleri acilen araştırılıp ortaya gerçekçi çözümler çıkarılıp uygulamaya konulmalı. Ve pazartesi; gün olarak seninle hiç bir sorunumuz yok da ortamın kötü biz na’palım?