Etiketler

, , ,

MOMO
Ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü

İşte böyle yazıyor kitabın ilk sayfasında. Bir sayfa sonrasında ise bir İrlanda çocuk şarkısı var:

Karanlıkta ışığın parlıyor,
Nereden geliyor, bilmiyorum.
Çok yakındaymış gibi görünüyor,
Oysa o kadar uzak ki.
Ne olursan ol;
Parla, parla küçük yıldız!

Momo, her zaman öylesine bir dikkatle dinlerdi ki karşısındakini o konuşurken, kendilerine bile söyleyemedikleri -zira insan en çok kendine tahammülsüzdür- sözleri, hiç kimseye açamadıkları duygularını ona söylerlerdi, ona açılırlardı. Momo’yla konuşmak dünyanın tüm yargıçlarından kurtulmaya benziyordu. Momo’ya anlatmak tüm pürüzlerinden arındırmaya benziyordu kalplerdeki sükut şelalesini. En çok da dinlenilmenin, yargılanmamanın, eleştirilmemenin ışığı altında monoloğa benzer sohbetlerde kişi kendini dinlemiş, dinlendirmiş oluyordu.

Duman adamlar, zaman çiçekleri…

Aslında tam da yazımın ortasında bu kitaba çocuk kitabı diyenin hiç bir edebiyat bilgisi olmadığını dillendirmek istiyorum.

Momo; hep aranan dinleyici. Şöyle azıcık sıkışınca başımız, dert yanacak biri ararız ya ama dert yandığımız kişi de belirli özelliklerde ararız ya. Evet, evet öyle lafın ortasında yorum da yapmıyor, burada sen haksızsın falan deyip tüm savunmalarını yıkmıyor. İşte tahayyül edebildiyseniz eğer Momo öyle birisi. Hem de bir çocuk. Sanırım yazar insanları büyük bir sabırla yalnızca bilgi, tecrübe bakımından yetersiz; dünyalık hırsları olmayan küçük bir çocuğun dinleyebileceğine inanıyor.

Duman adamlar; çakal adamlar desek daha doğru olurdu sanırım. Çeşitli dalaverelerle, inderegandilerle zamanı çalıyorlar. Kendilerine yılın sinsi kahramanı ödülünü veriyorum. Emperyalist düzen deyip duruyoruz ya hani. İşte duman adamlar emperyalist düzenin ete kemiğe bürünmüş hali.

Zaman çiçekleri; ömrümüz. Duman adamların beslendiği ömrümüz.

Küçücük çocukları tıkadıkları bakımevleri; tek düze yaşamın temellerinin atıldığı yerler. Bir de annelerin işe giderken mecburi olarak bıraktıkları yerler olarak düşünürsek Cengiz AYTMATOV’un eserlerindeki kominist düzeni çağrıştırdı bana. Çalış çalış çalış…

Aa tabi bir de Gigi; Momo onu dinlerken uydurduğu masalları daha sonradan halkı uyutmak için kendilerine alet eden kötülerin elinde biraz maskaraya dönmüş Momo’nun arkadaşı.

Kaplumbağa; aslında zamanın ne kadar yavaş ve itinayla aktığının onu hızlandıran ve karmaşıklaştıranların bizler olduğunu mu demek istiyordu?

Bir “çocuk kitabı”ndan bunları çıkardım evet. Mutluyum…

Altını çizdiğim birkaç cümle;

Oysa zaman yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti.
İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe zaman azalıyordu.
Bunlar en küçük ayrıntılarına kadar öyle ince düşünülerek yapılmışlardı ki çocukların hayal kurmalarını gerektirecek bir yanları kalmamıştı.
Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ver herkes onu bilir, ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır zamandır.
 

Hora Usta’nın Momo’ya sorduğu bilmeceyle bitiriyorum yazımı. Momo cevabını buldu bakalım sizler bulabilecek misiniz?

Üç kardeşler, otururlar bir evde
Hiç benzemez birbirine üçü de.
Sen onları ayırt edeyim derken,
Dönüşürler çabucak birbirlerine.
Birincisi evde yoktur, gelecek.
İkincisi çıkıp gitmiştir, dönmeyecek.
Üçünden en küçüğü evdedir.
O olmazsa her ikisi ne edecek?
Bildiğimiz sadece üçüncüdür.
Çünkü birinci ikinciye dönüşmüştür.
Sen tam onu göreyim derken,
Bakarsın ki, kardeşi görünmüştür.
Söyle şimdi: Üçü de tek bir kişi mi?
Yoksa iki veya hiçbir kişi mi?
Adlarını bana sayabilirsin.
Üç kudretli hükümdarı bilirsin,
Bir ülkeye üçü birden hükmeder,
Ülkeyle bütünleşip bir eder.

Son olarak aman ha zaman çiçeklerinizi duman adamlara kaptırmayın. :)