Etiketler

,

Çayın tarihi hakkında pek bir bilgim yok aslında. Sadece Çinli bir hükümdarın içtiği suya düşen bir çay yaprağının bugünkü çayın temelini oluşturduğunu duymuştum.-Bu hikaye Newton’un elma hikayesine ne de  çok benziyor.- Bir de katıldığm bir tarih konferansında Cengiz ALYILMAZ’ın Ortaasyadaki kazılardan çıkartılan küçük bir çay kaşığı olduğunu tahmin ettikleri nesnenin fotoğrafını göstermesi bende Çinlilerin diğer icadlarında oldukları gibi çayda da biraz geç kaldıkları düşüncesini doğurmuştu.

Şöyle sıcacık bir çay içme isteğini duymak için de tarihi bir bilgiye ihtiyacımız yok açıkcası. Bir Trabzonlu olarak sudan sonra çay diyorum “da” başka bir şey demiyorum. Arkadaş sohbetlerinde, aile toplantılarında, misafirliklerde ve yemeklerin yanında… Sizleri bilemem ama aperatif diye nitelendirdiğimiz yemekler ve çay çok güzel bir ikili benim için. Hani utanmasam katıksız çay içilmez diyeceğim.

Akşamları karşılıklı çay misafirlikleri yaptığımız komşu kızıyla sırf bu “çay katıksız olmamalı” sloganımızla yemediğimiz bisküvi, kuruyemiş; yapmadığımız pratik pasta- çörek kalmadı. :) Bir öğünde; turşu kavurması, bezelye- havuç- patatesten oluşan kekimsi, pratik gözleme çaysız bırakılmaz, bırakılamaz ki :) Her ne kadar bazı pizzacılar, pizza+ çay ikilisini garip karşılasa da; imkansız aşk yoktur diyorum buradan kendilerine.

Hani arkadaş sohbetlerinde şöyle herkesin bardağı bir dolar bir boşalır ya, dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama çay gelince ortaya muhabbet daha bir koyulaşır, demlenir. Bardaklar çaydanlığa uğradıkça, bardak sahipleri yavaş yavaş döküverir eteklerindeki taşları, çıkarıverir ağızlarındaki baklaları. Çaydanlıktan doldurulan bardağın çaydanlıkta açtığı boşluk masadakilerin sözleriyle dolar, sohbeti can kulağıyla dinleyen çay masadakilerin dertleriyle daha da bir demlenir. Çay bitip, muhabbetin bitmediği zamanlarda, çaydanlığın altındaki suyla haşlanınca dem daha bir açılır çayın rengi, ee normaldir de zira bu son bardaklar derdini dökenin derdinin azalmasıyla, sevincini anlatanın sevincinin çoğalmasıyla ulaştığı iç huzurun bir diyetidir.

İş görüşmesi, ticaret gibi sebeplerle gidilen yerlerde bir soruyla muhattap oluruz: “Efendim, sıcak, soğuk ne içerdiniz?” sorunun muhattabı çay deyince ve çaylar da geliverince, artık rahatlayabilirsiniz. Zira artık karşınızdakiyle bir ortak noktanız vardır: aynı demlikte demlenen çay. Aynı çayı içtiğiniz sürece empati kapasiteniz tam mesaiyle çalışıyor olacaktır. Ee şey günümüzde çaycıların, çaya karbonat vb. atıp tadını bozmuş olmalarını göz önünde bulundurarak çaycınızı iyi seçmenizin elzem olduğunu, söylememe gerek yok sanırım. ;)

İşte çaya bu kadar anlam yüklediğimden mi bilmiyorum ama, sallama çay diye tabir ettiğimiz poşet çaydan aynı  lezzeti alamıyorum. Karşımdakiyle farklı dünyalardaymışız gibi. Ben kendi poşet çayımı süzerken o da kendininkini süzüyor. Ben çayımı bitirince ya da o bitirince kaynamış suyla yenisi sallanıyor hemen. Derdimle demlenen bir çay yok ortada. Ya da “Aa çay bitmiş, son bardakları haşlasam olur mu?” diyen telaşlı ev sahipleri, “Bu nasıl dudak payı, ben Angelina JOLIE miyim?” diyen muzipler, “Ağzın teneke mübarek, nasıl içtin o kaynar çayı?” diye soran meraklılar, “Köpürtmeden dök şu çayı” diye çıkışan kuralcılar, “Arkadaşlar, galiba bardakları karıştırdım, herkes bardağını bulsun.” diyen şaşkınlar, ” Dilim gene yandı!” diye çığıran aceleciler, “Şu çay kaşığı gözüne girecek” diyenlere inat çay kaşığını bardaktan ayıramayanlar… olmadan çayın ne keyfi kalır ki?

Yok yok poşet çay üşengeçlerin, çayın keyfine varamamışların çayı. Yalnız da olsam demlerim çayımı çaydanlık fokurtusu ortak olur yalnızlığıma, eritirim şekerimi yalnızlığımla, çay kaşığımın sesiyle türküler çığırırım…

Sevgi, muhabbet, hoşgörü ve çayla kalın. :)