Etiketler

, , ,

Hangi taşı kaldırsam altından çıkıyor, yine mi diyorum lafımı bitirmemi beklemeden “evet ben” diyor. Kaçmak için uyuyorum ve bir köşede kıyametimi bekleme istediğim gittikçe şiddetleniyor. Uyandığımda ise ömrümü uykuda harcadığıma yanıyorum. İçimde bir şeyler kalbimin üstüne pusuyor. Ne yapmalı diyorum kendi kendime, yine onu görüyorum akıl vermek için bekliyor. Müsaade veriyorum anlatsın diye; sonuna kadar dinleyemiyorum ağır geliyor sözleri.

Boşluğu süzerken buluyorum kendimi, türlü türlü alemlerde dolaşmış; ayakkabılarımı çamura bulamış bir halde suçlu suçlu kaçıyorum yanından. Beynim yine sulanmış vaziyette fazla su gözlerime doluyor, uzmanlardan sel uyarısı alıyorum ve can havliyle açıyorum set kapaklarını. Bakıyorum bir sandala binmiş hayallerimi kurtarmakla meşgul sel sularının içinden.

Kendimi güvenli bir yere ulaştırdıktan sonra rahatlıyacağıma bir tuhaf buluyorum kendimi. Bütün tasam sanki sel sularıyla gitmiş gibi hissediyorum ama tam karşımda en büyük sorunum bana gözlerini dikmiş bakıyor. Evet yine o. Ne istiyorsun benden diyorum pes etmiş bir ses tonuyla. “Benden mi” diyor. Hayır benden diyorum. Ellerime bir ayna tutuşturup gözlerime dikiyor gözlerini. Bakamıyorum gözlerine, kaçırıyorum gözlerimi. Kendimi suçlu hissediyorum hem de haddinden fazla suçlu.

Aynaa? Kendi gözlerime bakıyorum aynada, parlamıyorlar. Bir anda hayal alemine dalmış buluyorum kendimi. Yapılacaklar dosyasının kabarıklığının aksine yapılmışlar dosyası bir o kadar cılız ve mutsuz. Hayaller dosyasının idealistliği karşısında gerçekler dosyası mahcup bana bakıyor dik dik. Gözlerimi kaçırıyorumve kalbimi dinliyorum acı çekiyor, galiba inliyor.

Olduğum yere çöküyorum. Başlamalı kalınılan yerden, kaldırılmalı düşenler düştükleri yerden. Bitirilmeli iş eğer başlandıysa. İnsan inanmalı eğer gerçekten başarmak istiyorsa. Hemen o an başlanmalı hemen o an…

Biliyorum diye bağırırken buluyorum kendimi. Biliyorum diye inlemeye başlıyorum. Biliyorum ve beni en çok bu yoruyor diye devam ediyorum. Biliyorum bildiklerimi, biliyorum bilmediklerimi, biliyorum bilmem gerekenleri, biliyorum bazı gerçekleri, neden bilmem gerektiğini de biliyorum. Ama neden anlamadığımı bilmiyorum. İnsan bildiğini bu kadar zor mu anlar? Ya da anlamamak bilmemeyi gerektirmiyor mu? Yoksa biliyorum derken bilmeyi bile mi bilmiyorum? Bilmiyorum neden böyle olduğunu, olduğumu… Bilmiyorum geleceği, ama dünü biliyorum.

Peki sen neden ellerinin bana benzerken gözlerinin benden farklı olduğunu biliyor musun? diyorum. “Bana mı dedin” diyor. Evet sana dedim, diyecekken susuyorum. Bir daha gözlerini gözlerime dikme diyorum kalbimin beynimle bir olup patlamasından korkuyorum. Ama en çok geç kalmaktan korkuyorum. Bildiğimi anladığımda her şeyin bitmiş olacak olmasında korkuyorum diyorum. Yine gözlerime bakıyor.

“Geç kalmaktan korkuyorsun ama başlamıyorsun. Yola koyulmadan nasıl varacaksın uzak diyarlara? Bilmekten ve anlamaktan bahsediyorsun, peki istemek? Gerçekten istiyor musun?” diyor. Susuyorum, eğer bu ayna kırılacaksa şimdi kırılmalı. Parça pincik olmalı hiç bir parçasında görmemeliyim ne onu ne kendimi. Ağlama duvarı değil utanç duvarı lazım bana en çok şimdi. O kadar çok seyahat ediyorum ki kendimi duyamıyorum şehirlerin gürültülerinde. Hiç söz hakkı vermek istemiyorum belki de unutuyorum kaptırmışken akislere kendimi. Hep yansıyanla yetinmek bu olsa gerek.

Şimdi kırılmalı bu ayna parça pincik olmalı yansıyanlarda gözüm yok benim, aslında gözlerimi parıldarken görmüşken hele.