Etiketler

,

Sabah saat 10’u 48 dakika 46,5 saniye geçiyor ya da 11’e 11 dakika 13 saniye var. Bir tarafından dün tutmuş yelkovanı, bir tarafından yarın çekiştirip duruyor. Bugünü yaşamak için yarım saniyelik zamanım var. Saatin dilemmalı yarım vuruşu sadece zamanı değil beni de küçük bir lahzaya sıkıştırıyor. Bir taraftan insanlar konuşuyor, bir taraftan sevimsiz bir turunculuğun hakim olduğu ortamda dayanma ve konsantre gücümü son raddesine kadar kullanmaya çalışıyorum.

Ne konuşulanları algılıyorum ne de kendimin farkındayım. O yarım saniyelik zaman diliminde sıkışıp kalmak şöyle dursun aksine sonsuz genişlik esiriyim. Düşünmüyorum uzun zamandır ya da düşünemiyorum. Düşündüğü için var olduğunu iddia eden düşünüre bakılırsa ben şu an yaşamıyorum. Düşünmediğimi düşünüyor olabilirim. Kısa bir an için düşünce partikülleri beynimden horon teperek geçiyor, hızlarına yetişemiyorum sonuç hüsran. Ben var anlamamak sizi…

İçimden “Bayım, anlattıklarınız zerre miktar umurumda değil ama lütfen artık aynı şeylerden bahsetmeyin. Bırakın kelimeleri kitaplarda kalsınlar, dans etsinler sayfalar arasında. Bana gerçeklerden bahsedin, hayır hayır amacım sizin fikirlerinizi öğrenmek değildi amacım biraz sohbet belki biraz nasihat… Ama her neyse boş verin en iyisi.” demek geçiyor gibi sanki de ah şu saatin yarım tik takları olmasa…

İdrak yolları enfeksiyonu söylemi biraz argo olsa da ben çok severim kendilerini. Ah! Duygularıma tercüman oldunuz diyen insan samimiyeti ve minnetiyle bağlıyımdır bu deyime. Efendim hastalığımın, hastalığımızın teşhisidir kendisi. Doktor bulamadı ilacı anam ilacı türküsüyle buradan tüm tıp, ruh, halk, aşk, akademi… doktoru şeklinde uzayıp giden listeye seslenmek istiyorum:

“Yaşayacak mıyım doktor?”