Bir hikaye uydurup başkarakterine söyletmek istiyorum benden öncekiler gibi düşüncelerimi ve hislerimi,
sanırım yeterince cesur değilim paylaşmak için tüm bunları söyledikten sonra ismimi.

Anlayamıyorum neden sürekli saplıyorum bir bataklığa yaşarken ve yaşandıktan sonra ki beni,
oysa ki güneş, ay, su, azot hepsi de şu arz-ı alemde çevirip duruyorlar bir çemberin çevresini.

Ya da gel-gitlerimi neden bu kadar büyütüp, kendime dert ediniyorum etkisine girdiğim her çekimi,
yoksa okyanuslarınki kadar kıymetli değil mi ruhumun devinimi?

Doğru sorulara yanlış cevaplar eklediğimi anladığımda, nedendir pişmanlığımın kalbimin özüne saplaması hançerini,
sanki azımsanmayacak kadar çok değildi sayıları kumandanların, yanlış kararlarla yıkıma götüren devletini.

Bilmiyorum neden bu kadar yükseltiyorum, dert edindiklerimi taşıyamadıktan sonraki acınacak haldeki düşüşlerimi,
sahi acıdan ve çaresizlikten beslenmek insana has bir özellikti değil mi?

Elbette biliyorum nereden geldiğimi nereye gitmem gerektiğini, ama bilmiyorum ki ben  sürekliliğimin yerini,
belki de bana dünya da kılındı Araftakilerin kararsızlıklarının deruni…

Pervasızca soldurduğumun farkındayım bana emanet edilen zaman çiçeklerimi,
yine de bu kadar büyütecek ne var canım, herkes biliyor çağımızın doğaya verdiği önemi.

Reklamlar