Etiketler

, , , , , , ,

Burada Ali Ulvi KURUCU hocaefendinin hatıratından bahsetme isteğimi ve bunun için hatıratı tekrar okumam gerektiğini yazmıştım. Ama düşündüm ki tekrar okusam da yazıya istediğim gibi aktaramayacağım, ne olursa olsun bu hatıratı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Bu durumda sadece aklımda kalanları yazsam da yeter. Hülasa; tanıtması benden okuması sizden.

Kitapla tanışma hikayem

Hatıratı almaya karar verdiğimde Ali Ulvi Hoca’nın kim olduğu hakkında en ufak bir bilgi kırıntım dahi yoktu. Sadece değer verdiğim bir hocanın başkasına tavsiye ettiğini okudum. O kadar. Zaten bundan önce hiç hatırat da okumamıştım.

Sipariş verdim, geldi, okudum. Sadece okudum desem haksızlık olur. Sanki Hoca anlattı ben dinledim, sanki zihnimde bir şeyler değişti, sanki yakın tarihimizdeki tozlar uçuştu ve bir şeyler berraklaştı. Kısacası: Hatırat fikir dünyamda tahminimin çok çok üstünde değişiklikler yaptı.

Ali Ulvi KURUCU hocaefendi

Ali Ulvi KURUCU hoca  hakkında genel bilgi

Ali Ulvi Hoca 1922 yılında Konya’da Dünya’ya açmış gözlerini. Allah’ın şanslı yarattığı kullarındanmış ki Türkiye’nin inkılaplarla yeni baştan inşaa edildiği dönemde hayatını Kuran’a, islama adamış dedeye, amcaya ve de babaya sahipmiş. Konya’nın fikir önderlerinden olan ailenin torunu olması sayesinde ilim öğrenmesini dert eden insanlar varmış etrafında. Böylece ailesiyle Medine’ye hicret etmişler ailenin küçük hafızı dini ilimler öğrenebilsin diye. Dedesinden aldığı hayır dualarla hem ilimle hem de birbirinden önemli isimler kesişmiş hayatı. Allah ondan razı olsun ki bu kıymetli hatıralarını kendine saklamamış ve Allah M. Ertuğrul DÜZDAĞ’dan razı olsun ki gecesini gündüze katarak bu hatıratı hazırlamış.

Hatırat

Kitap hakkında genel bilgi

Serinin şu an için yayınlanmış 3 cildi var. 4.sü de yolda. Hatırat üç şehri içeren üç başlıktan oluşuyor: Konya, Kahire, Medine-i Münevvere. Konya; hocanın çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği şehir. Kahire; Ezher’de okuduğu yıllar. Medine-i Münevvere; nurlu belde’de elli yıl. Hatıratta Osmanlı’nın son şeyhülislamı, Ezher’den hocalar, Türkiye’den önemli isimler, Medine’den değerli kişiler, Osmanoğulları, Mehmet Akif ERSOY, Hasan el Benna ve ihvan hareketi, Şeyh Şamil’in torunu, … Bir çok değerli insandan bahsetmiş hoca. Sadece kişiler değil, dönemin olaylarına da hatıratında yer vermesi bir döneme ışık tutuyor. 

Hatıratın 1. cildi

Yazacak çok fazla şey var. Ben sadece altını çizdiğim bazı satırlarla beraber düşüncelerimden bahsedeceğim.

İlk cilt hocanın Konya ve Ezher yıllarını kapsıyor.

Ali Ulvi hocanın babası, amcası ve dedesi başlı başına birer umman. Babasının o dönemin güncel olayları hakkındaki düşünceleri üzerinde dikkatlice durmak gerektiği kanaatindeyim. Zira okuduklarım karşısında bir çok yerde dehşete düştüm. “Ama! Okulda bize böyle öğretmemişlerdi.” cümlesinin kurduğum çok yer oldu. Ve o zamanları bana anlatabilecek bir aile büyüğümün olmaması beni en çok yaralayan kısımdı. Zira kitabı okuduktan sonra sürekli babama “Baba, dedem hiç anlatır mıydı eski dönemleri? Bizim köyde de Kur’an okutmak yasak mıydı? Peki ya diğer yasaklamalar?…” şeklinde bir sürü soru yönelttim durdum. Babamsa: “Kur’an konusunda bir şey duymadım ama tütün yetiştirmek ve kullanmak yasaktı. Tekelin sigaraları satsın diye. Kolcular arama yaparmış. Hatta bir adam korkusundan tütünü yutmuş. Sağlığı bozulmuş, bir daha da düzelmemiş.” şeklinde bir cevap verdi ekseriyetle. Her ne kadar istediğim cevabı alamasam da farklı bir baskıyla yüzleşmiş oldum.

Muhalif tarihçilerden okuduğum kadarıyla bir kaç şey biliyordum ama hatırat okumak başka bir şey. Sanki canlı olarak dinliyormuş gibi oluyor ve daha çok etkileniyor insan.

Şimdi bana Ama! Ama! dedirten birkaç şeyi paylaşmak istiyorum kitaptan. Hepsinin o zamanın güncel olaylarına Ali Ulvi hocanın babasının verdiği tepkiler ve yaptığı yorumlar.

1) Harf inkilabı ; Şapka devrimi 

şapka devrimi

” Türk milleti yanlış yere isyan etti. Şapkaya değil, harfe isyan edecekti. Şapka nedir? İnsan günde bin şapkayı kafasından atıp değiştirebilir…”

“Bir köyün çocuklarını cehaletten kurtaralım diye çalışırken, birgünde büyük bir millet cahil kaldık. Bugün hocalar da yeniden yazı öğrenmek zorunda… Bilmem ki tarihte böyle bir facia daha var mıdır?”

2) Hilafetin kaldırılması

“Hilafet varken, maddi güç olmasa bile, manevi bir güç, bir dayanak vardı. Müslümanlar, Osmanlı Türk babaya güvenerek, varlıklarını müdafaa edecek cesareti kendilerinde buluyorlar, babanın da kendileri için çırpındığını biliyorlardı. Sonra Hilafet yok oldu, Türkiye bir kenara çekildi, baba gitti, evlatlar yetim kaldı… Hilafet varken, maddi gücü olmasa da, manevi gücü ile, uzaktaki Müslümanları bile canlı tutuyordu.”

3) Çok partili döneme geçiş ve saltanatın kaldırılması

“Anladığıma göre, eski İttihatçılardan, Mustafa Kemal Paşa’nın eski arkadaşlarındanmış. Sultan Abdülhamid’i İstanbul’dan Selanik’e sürdüklerinde bu zat sultanın muhafızlarının başı imiş… Kimdir ve nerelidir, bilmiyorum… Yalnız bence, bu büyük bir tecrübe olacak. Fethi Bey kazansa bile, partisine iktidarı verecekleri kanaatinde değilim. Bence bu bir tecrübe, bir denemedir. Bununla milletin nabzı yoklanıyor.”

“Memlekete bu kadar hakim olmuş, saltanatını kurmuş, adamlar asmış bir iktidar, öyle kolaylıkla, eski bir subaya yahut sefire: Ben beceremedim, al sen yürüt, diye idareyi vermez. Baba, bu bir denemedir, ben öyle görüyorum.”

“Ağabey, Konyalının hiç bilmediği, tanımadığı, dünkü İttihatçı bir adam, Halk Fırkası ile aynı tezgahın bezi olan Fethi Bey, bu kadar taraftar bulur, sevilir ve kazanacak denilirse; ya hanedandan biri memlekette bulunup da bir parti açsaydı…”

“Demek ki, plan çok dikkatli yapılmış; hanedandan, Fatihlerin, Yıldırımların, Muradların, Kanunilerin, Selimlerin evladından erkek veya kadın hiçbir ferdin memlekette bırakılmamasının sebebi, demek buymuş…”

4) Kur’an öğretiminin yasaklanması ve Türkçe ezan

Yahu bütün bunlar, kimin adına, kimi memnun etmek için yapılıyor? Biz, harpten muzaffer çıkan, istiklalini alan bir millet değil miyiz? Evet. Peki, bu millet ne için Yunan’la harp etti? Belki Yunan gelirse, dinimi değiştirir, ezanımı değiştirir, yazımı değiştirir, dilimi değiştirir, kıyafetimi değiştirir diye harp etmedi mi? Ee! Bunların hepsini sen yaptıktan sonra, birader, sen daha mı gavursun yahu!”

“Yahu milletimize tatbik olunan inkılap o kadar amansız oluyor ki, Türkiye’nin Müslüman milletleriyle hiç alakası kalmasın, hiçbir bağlantısı kalmasın isteniyor. Ezanı değiştirmek, ne Rusya’nın aklına geld, ne Çin’in… ne de başka bir gayrimüslim devletin… Ezan yalnız bizde değişti. Yahu bizden başka, ezan değişik bir Müslüman ülke yoktur dünyada… Bunlar kimin gözüne girmek için yapılıyor? Bu işin sonu ne olacak? Ezan bilmeyen insanlar, ezan duyamamış çocuklar, ezanın ruhuna düşman nesiller! Bunların sonu ne olacak?”

Yaaa… Böyle işte. Kitap siyasi tarihle dolu değil, yanlış bir izlenim olmasın. 1. ciltte yine o döneme ait bir çok isim ve olayı barındırıyor samimi ve içten bir dille.

Son söz

İnşaallah diğer iki ciltten de bahsetmek istiyorum. Ama siz de bu arada bu kitabı okuyun. ;)