Etiketler

,

İnsan bazen belki de çoğu zaman diğerlerinin kendi hakkında ne düşündüğünü merak eder. İzlenimlerinden, duyumlarından, çıkarımlarından oluşturduğu toplum aynasının karşısına geçer ve boydan bir yansımasını alır, inceler.

İşte böyle zamanlarda toplumun bakış aynasının karşısına geçmemle yansımamla ilgili aklıma onlarca sorunun düşmesi aynı küçük bir anı paylaşıyor. Tabii sorularla beraber yüzüm de düşüyor.

Aynada görüyorum ki; şunlar hakkımda şöyle şöyle düşünüyor, bunlar böyle böyle, ötekiler de öyle öyle… Üzülmeden de düşünmeden de edemiyorum: Neden hakkımda benimle örtüşmediğine inandığım şeyleri düşünüyorlar? Bu sorunun yanıtını bulmam zor.

Şunlar zaten hep yargısız infaz yaparlar. Bunlar önyargılıdır. Ötekiler de üstlerine vazife olmadan konuşurlar. Deyip işin içinden çıkabildiğim zamanlar da oluyor bu kadar insan yanılıyor olamaz dediğim zamanlar da.

Nasıl düşünürsem düşüneyim bulduğum cevaplar beni gerçeğin kıyısından bir kulaç daha uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Büyük bir yanılsama bu.

Çünkü, odaklanmam gereken başkalarının benim hakkımda neden böyle düşündüğü değil başkalarının benim hakkında neden böyle düşündüğünü düşünmem. :) Biraz karışık oldu, kabul. Yani asıl sorun benim toplum algımda.

Örneklersem; herkesin hakkımda kötü -sonuç olarak değil eylemsel- düşündüğünü düşünüyorsam bir başka bakışla herkesin kötü düşünen kişiler olduğunu da düşünüyorum demektir.

Ya toplum diyerek genellediğim çevrem gerçekten kötü -sonuç ve eylemsel olarak- düşünen gudubet kimseler ya da ben masum insanları gudubetleştiriyorum. Her ikisi de korkunç! Suizan, kul hakkı… Sonuç olarak her halükarda bu işin sonu hiç iyi bir yere çıkmıyor.

Ne başında ne sonunda hiç bir hayır bulunmayan bu mesele bunca yıldır zihnimi meşgul etmesi… Bu satırları yazarken yine de tam tatmin olmuş değil bir Ama deyişi var ki bir duysanız…

İçini boşaltınca bir kabın yerine yenisini doldurmak lazım:

Bana başkalarının benim hakkında ne düşündüğünü düşünmem lazım değil -Trabzon ağzıyla-, enerjimi başkalarının benim üzerimdeki hakları üzerine yoğunlaştırsam daha iyi olacak galiba.

Yargısız infaz yapan şunları en son ne zaman arayıp hallerini hatırlarını sordum ki

Cubeyr bin Mut’im (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‘Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez’ buyurdu.”Buhari, Müslim

Önyargılı olan bunların kapılarını en son ne zaman tıklattım ki

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’den rivayetle:Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :“Kulun kalbi dosdoğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz. Komşusu şerrinden emin olmadıkça cennete giremez.” buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi’d-Dünya)

Üstlerine vazife olmadan konuşan ötekileri ne zaman hayırla andım ki:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):‘Su-i zandan çekininiz. Çünkü su-i zan sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız. Birbirinizin özel hayatını araştırmayınız. Menfaatte bencillik yapmayınız. Hasetleşmeyiniz. Birbirinize nefret etmeyiniz. Birbirinize arka dönmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Hepiniz kardeşler olunuz’ buyurdu.”Müslim

Tüm bunlar; enerjimi de düşüncemi de üzerlerinde yoğunlaştırmamı daha çok hak ediyor.

“Zannın çoğundan kaçının çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat, 49/12) 

Geriye tek bir yol kalıyor: Hicret. Eski yanlış düşünce ve tavırdan doğrusuna… Ve bir de dua:

Fatiha