Uzun zamandır yazmıyorum. Aslında sadece yazamamaktan değil daha bir dolu şeyi yapamamaktan muzdaribim.

Okuyamıyorum… İçten içe okumak istesem de elime kitabı alınca ruhum sıkılıyor bırakıyorum. Ev yarım ve daha başlanmamış kitapla dolu. Haliyle yeni kitap da alamıyorum bu yüzden kitap araştırması da yapamıyorum.

Sonra okuduklarımı, bildiklerimi hayatıma uygulayamıyorum. Yani ilmimle amel edemiyorum. Bu beni çok yoruyor.

Edebiyata ilgim yerle yeksan bir halde. Tamam kabul, öyle çok edebi biri değildim ama bu kadar da uzak değildim kelimelere. Üzülüyorum.

Bir de şey var. Bilemiyorum tuhaf bir durum. Beynim sanki kendini rölantiye almış gibi. Yani yeni bir şeyler öğrenmemek için direniyor. Gün içinde kendisini ne kadar az kullanırsam o kadar mutlu sanki.

O kadar çok yapmak istediğim şey var ki ama hiçbirine başlayamıyorum. Kendimi boş boş otururken buluyorum çoğu zaman. O an düşüncelerimin röntgenini çekmek gibi bir imkan olsa kocaman bir boşluk çıkardı filme.

Asıl yıkıcı olan ise ne istediğim gibi biriyim ne de benden istenilen gibi. Böyle gepgeniş bir mekanda zamanın en yavaş aktığı bir anda sıkışmış kalmış gibiyim. Onca genişlik ruhumu sıkıyor. Göğüs kafesimin üstünde basınç, boğazımda da bir yumru varmış gibi. Kafam presleniyor, sanki kussam içimdekilerin hepsi ama hepsi gidecekmiş gibi. Değişik bir duygu. Midem içi ağzına kadar dolu bir kese gibi, karnımda tuhaf bir ağrı var. Elim kolum ağırlaştıkça ağırlaşıyor taşıyamıyorum. Kalbimden bahsetmeme gerek yok sanırım.

İtiraf etmek gerekirse; tellidetay, seni gözden çıkaralı epey olmuştu. Artık burada yazmayacaktım. Nedenlerini boş ver. Hatta geçenlerde yeni bir blog bile aldım ama ona da yazamadım. Bir kez daha anladım ki sorun sende değil bendeymiş.

Şimdi bu yazıyı niye yazıyorum, bir daha gelir yazar mıyım inan hiç bilmiyorum. Yazdım yayınlar mıyım o konuda da fikrim yok ama şuna eminim eğer yayınlarsam sayısını bilmediğim defa pişman olacağım. Ve yine sayısını bilmediğim defa iyi ki yazmışım diyeceğim. Bu ikilemler beni çok yoruyor. Çabuk karar alan insanlara imreniyorum. Kararsızlık ruhumu kemiriyor.

Hani Necip Fazıl diyor ya ben mişim kendime en büyük ceza diye. Hah işte tam olarak bende de durum aynı. Bilemiyorum belli yaştan sonra şair olunulabiliyor mu ama şair olursam derdimi anlatma konusunda rahat edecekmişim gibi geliyor.

Sahip olduğum fikirler ve yaşantım arasındaki derin uçurumdan sana seslenmek istedim. Umarım sesim sana ulaşmıştır.

Allah’a emanet ol.