Mart soğuğu bazen Aralığın soğuğuna rahmet okutur buralarda. Fakat ne olursa olsun soğuklar, sisler ilkbaharın gelmesine engel değil.

İlkbahar hep umudu çağrıştırıyor, yeniden doğuşu, toparlanışı, uyanışı… İnsan, bir sabah her gün geçtiği yollarda kır çiçekleriyle karşılaşınca bahara aralıyor gözlerini. Sonraki sabahlar çiçeklerin çeşidi, yaprakların yeşili arttıkça uyanmaya başlıyor, bahara.

Toprağın ısınışı, toprağın uyanışı ilkbahara denk gelirken topraktan mamul insanın uyanışı hangi mevsime denk geliyor?

Beşeri ilişkilerde özellikle -münakaşaya dönüşenlerinde- ne kadar “Acaba kalp kırdım mı?” diye düşünse de insan, lafın sonu hep “Ama ben haklıydım”a varıyor. İnsanlık olarak Haklarımızın peşinde koşarken çiğnediğimiz Hukukları nereye sığdıracağız bilemiyorum. Haklılığımıza peşin inancımızı ve girdiğimiz onca hakkı… Kırdığımız kalpler ve en çok da kendi kalbimiz…

Bir gün kalbim beni terk edecek diye çok korkuyorum. “Yokmuşum gibi davranmandan yoruldum artık”, deyip çekip gitmesi ihtimali  hüznümü dağlıyor. En çok da gittiğinin farkına varamamaktan ürküyorum, varlığını çoğu zaman unutuşum gibi. Kalbim; derinlerde, dipsiz bir diplikte yaşayan kalbim. Hüsranıma umarsızca seyirci kalan kalbim. Kalbim, sen benim misin?

Pelerin ve gözlük. Bu da nesi? Superman işte; pelerin ve gözlük. Yalan yok çizgifilmini küçükken hiç sevmezdim, 2-3 bölüm ya izlemeşimdir ya da izlememişimdir. Filmini de izlemedim, tarzım değil, itici buluyorum. Fakat supermani herkes tanır. Hani normalde kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir tip, gözlük bu tipi sembolize ediyor. Kostümü giyince, zalimin düşmanı mazlumun dostu, pelerin de bu tipi sembolize ediyor.

İşte, gözlükken işler tıkırında. Fakat pelerini sırtıma geçirdiğim an işler rayından çıkıyor. Vay efendim, nasıl bunu dersin, nasıl bunu yaparsın, öyleydi de böyleydi. Düşündüm, düşünüyorum bu meseleyi. Artık bıçak kemiğe dayandı. Ya gözlük olup, görmezden geleceğim ya da pelerin olup gerçeği çatır çatır savunacağım. Yok, en güzeli; pelerinliyken gözlük takmak. Bunu sevdim.

Duyuşsal meseleleri genelde somutlaştırmadan anlatamıyorum, üzgünüm. Saçma somutlaştırmalarım için iki kere üzgünüm.

Bu dünyadan giderken doyamadığımız yegane şey zaman olacakmış gibi. Zaman, hakkında cümle kurmaya bile fırsat vermeden eskiyen aynı zamanda her an yenilenen… Ve;

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

1-2. Asra[1] yemin olsun ki muhakkak insan kesin bir ziyan içindedir.

3. Ancak iman edip de sâlih (sevaplı) amel (ve hareket)lerde bulunanlar, hem de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariçtir (onlar ziyandan kurtulmuşlardır).

[1] Yüksek fazîletleri dolayısıyla ikindi namazına, yahut Peygamberimiz’in asrı olan saadet çağına veyahut da dehre (sürekli zaman) (Beydâvî; Celâleyn). buradan

(Ashâb-ı kirâm bu sûreyi okumadan birbirlerinden ayrılmazlardı. Hakkı tavsiyede iyiyi, doğruyu ve tevhidi; sabrı tavsiyede ise ibadetlere devamı, nefse uymamayı ve ilâhî imtihanlara katlanmayı tavsiye vardır. İmam Şâfiî şöyle der: “Kur’an’da başka hiçbir sûre nâzil olmasaydı, şu kısacık sûre bile insanların dünya ve âhiret saadetini temine yeterdi.”)

Kalbime; ben bunları boş yere yazmadım.

Reklamlar